TİMUR BAYINDIR: GÜVENLİK OLMADAN TURİZM OLMAZ

Güncel, Sektörel Haberler, slide 5 Ocak, 11:15'de eklendi

Turizmin temel unsurunun güvenlik olduğuna dikkat çeken TÜROB Başkanı Timur Bayındır, saldırılar durmadan turizm adına herhangi bir imaj ve tanıtım çalışması yapılamayacağını söyledi…

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Yönetimi, Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği’nin yönetimi ile bir araya geldi. “TUYED-Sektör Buluşmaları” çerçevesindende yapılan toplantı 4 Ocak 2017 Çarşamba günü İstanbul’da Swissotel The Bosphorus’ta gerçekleşti. Sektöre ilişkin güncel gelişmelerin ele alındığı toplantıya TÜROB Başkanı Timur Bayındır, Başkan Yardımcıları Müberra Eresin, Armin Zerunyan, Genel Sekreter Hediye Güral Gür, Yönetim Kurulu Üyeleri; Gerhard Struger, Ayhan Hacıbektaşoğlu Ziya Cihan, Faik Öztunç, Can Göktaş, Taner Yallagöz, Kasım Zoto ve TÜROB Genel Müdürü İsmail Taşdemir katıldı.

“Reina saldırısıyla bir kez daha sarsıldık”

Toplantıda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜROB Başkanı Timur Bayındır, “Her şey düzeliyor, bir toparlanma başlıyor derken yılbaşında yaşanan bu acı olayla bir kez daha sarsıldık” dedi.

Kasım ayında Türkiye genelindeki doluluk oranlarındaki düşüşün yavaşlamasından bir nebze olsun umutlandıklarını dile getiren Timur Bayındır, yaşanan saldırı ile bu umutların daha ileri bir tarihe ertelendiğini ifade etti.

“Güvenlik sağlanmadan hiç bir şey yapabilme şansızımız yok”

Turizm için güvenliğin asli ve en önemli unsur olduğunun altını çizen Timur Bayındır şöyle devam etti: “Bu saldırılar durmadan, tanıtım veya imaj çalışmalarına başlamamız mümkün değil. Ülke bu durumdayken ne kadar tanıtım yaparsak yapalım, bir sonuç alabilmemiz mümkün değil”.

“Ayrıştırıcı dilden uzak durulmalı”

Toplumdaki gerilim ve kutuplaşmanın da turizm açısından önemli riskleri bünyesinde barındırdığına dikkat çeken Timur Bayındır, toplumun tüm kesimlerinin gerilimi artıran söylemlerden uzak durması gerektiğini savundu.

“2017 çok daha zor bir yıl olacak”

2015 yılının son aylarında yaptıkları değerlendirmelerde 2016 yılının zor bir yıl olacağını söylediklerini hatırlatan Timur Bayındır, “Biz böyle söylerken negatif olduğumuz yönünde eleştiriler alıyorduk. Maalesef yaşayarak hep birlikte zor bir yıl olduğunu gördük. Şahsi kanaatim olarak söylüyorum, maalesef 2017 yılı çok daha zor bir yıl olacak” dedi.

“Fiyatlardaki düşüş tehlikeli boyuta ulaştı”

Yaşanan sıkıntılar nedeniyle oda fiyatlarının oldukça aşağılara düştüğünü anlatan Timur Bayındır, bu durumun işletmecileri zor durumda bıraktığını söyledi.

Türkiye’nin 2016 yılının 11 aylık döneminde yüzde 40.6 düşüş ile oda gelirlerinde en büyük kaybı yaşayan ülke olduğunu hatırlatan Timur Bayındır, “2015 yılının 11 aylık döneminde 67.8 Euro olan oda başı gelirler bu yılın aynı döneminde 40.3 Euro’ya geriledi” dedi.

“Krizleri yönetemiyoruz”

Sektör olarak sorun yaşadıkları konulardan birinin de kriz yönetimi olduğuna değinen Timur Bayındır şöyle devam etti: “Ülkemizde kriz yönetimi olmadığı gibi, maalesef bu konuda bir hazırlık da yok. Krizler karşısında ne bir eylem planımız, ne de kullanılacak bir bütçemiz var… Geçmişte olduğu gibi yine dile getiriyoruz; Türk turizminin bir kriz masası olmalı ve bunun etrafında da sektörün tüm kesimleri yer almalı”.

“Bu rakamlarla hedeflere ulaşılamaz”

2008 yılında turistlerin kişibaşına 800 dolar harcadığını hatırlan Timur Bayındır, aradan geçen 10 yıllık süreçte bunun ancak 820 dolara çıkarılabildiğini söyledi. Türk turizminin önündeki en büyük sorunlardan birinin de düşük fiyatlar olduğuna dikkat çeken Timur Bayındır, “2023’e kadar 20-30 dolar artırsak bile, kişi başı 850 dolar gelir ile – 50 milyon turist gelse bile – hedeflere ulaşabilmek mümkün değil” dedi. Turizm dendiğinde insanların aklına acente ve otelden başka bir yatırım gelmediğini söyleyen Timur Bayındır, “Turiste para harcatacak, turizm gelirlerini yükseltecek yeni ürünlere ihtiyaç var. Sadece turist getirip yatırıp, gezdirerek kazanılacak para bu kadar. Yatırımcıların artık farklı alanlara doğru yönlendirilmesi gerekiyor” dedi.

“Sektörle Bakanlığın iletişimi zayıfladı”

Son yıllarda kadro değişimleri nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı ile olan ilişkilerin de oldukça zayıfladığını ileri süren Timur Bayındır, “Geçmiş yıllarda görüşlerimize başvurulduğu gibi gelişmeler hakkında da bilgilendirilirdik. Şimdi ise neredeyse zorlayarak bilgi alıyoruz. İçişleri Bakanlığı iki günde yazılarımıza cevap verirken Bakanlığımızda bu süre iki , üç haftayı buluyor” dedi.

TÜROB’un çözüm Önerileri

Timur Bayındır yaşanan sorunlara ilişkin TÜROB’un çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı:

“Yakıt desteği Türkiye geneline uygulanmalı”

Güney sahillerinde yaşanan kaynak pazar sıkıntısını telafi edebilmek amacıyla sağlanan, yakıt teşviklerinin destinasyon ayrımı yapmaksızın, başta İstanbul olmak bütün Türkiye’ye uygulanmasını gerektiğine inanıyoruz. Bazı bölgelere turist gitmiyor diye destek vermemek, gitmemesi halinde zaten Devletin bütçesinden bir paranın da çıkmayacağı anlamına gelir.

“Turizmi dönemsellikten ve bölgesellikten kurtarmalıyız”

Turizmin mevsimsellik ve bölgesellikten kurtulması gerekiyor. Deniz-güneş-kum turizmi ve güney sahilleri dışında, Türkiye’nin turizm ürünlerinin çok daha çeşitli zengin ve cazip olduğunu vurgulamalıyız. Ürünlerimizi çeşitlendirip yaymamız lazım. Yarıyıl tatillerinde yapılacak düzenlemelerle kış turizmine katkı sağlanabilir.

“Kongrelere KDV indirimi sağlanmalı”

Kongre ve iş toplantılarının ekonomiye ve marka değerine katkıları çok yüksek. Maalesef kongre turizminde neredeyse sıfıra indik. Kongre turizmi için verilen tekliflerde, tercih edilebilir olmak için, ülkemizin şu şartlarda ihtiyaç duyduğu en önemli farklılık, KDV muafiyeti uygulaması olarak öne çıkıyor, ancak bu yönde ülkemizde bir düzenleme bulunmuyor. Kongre turizmi için ülkemize gelmesi talep edilen dernek/şirket veya kurumların, kongre merkezi, konaklama, aracılık hizmetleri gibi kongre harcamalarının KDV’den muaf olması tercih sebebi olmaktadır. Türkiye bu yönde yaşanan daralmayı 2017-2019 dönemi için KDV muafiyeti uygulaması ile aşabilir.

“Turizmdeki işgücü kaybını önleyecek tedbirler alınmalı”

Bu yıl sektörde yüzde 40 düzeyinde işgücü kaybı oldu. Sektörün önündeki en büyük sorunlardan biri de bu. Bunun önlenmesi için bir takım tedbirler almak lazım. Sektördeki istihdam ve işletme altyapısını ayakta tutmak üzere çok acil olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli konaklama işletmelerinin tahakkuk eden/edecek SGK ve muhtasar ödemelerinin faizsiz olarak ertelenmesi, ödemelerin takip eden yıldan itibaren yapılandırılması sağlanmalı. 2016 ve 2017 yılları Kurumlar Vergisi ödemeleri faizsiz olarak ertelenmesi, ödemelerin takip eden yıldan itibaren yapılandırılması sağlanmalı.

“Yatak arzı kontrol altına alınmalı”

Yaşanan krizin daha can yakıcı bir şekilde hissedilmesinde kontrolsüz artan yatak arzı da önemli bir role sahip. İstanbul, Antalya ve Muğla gibi turizm merkezlerinde artık yeni kapasite yatırımlarına ihtiyaç olmadığı görüşümüzü sürdürüyoruz. Buralarda yeni otel değil, mevcut otellerin yenilenmesine yönelik yatırımlar yapılmalı. Teşvikler de ona göre düzenlenmeli. Sözgelimi İstanbul’da şu anda yılda 30 milyon kişiyi yatırılabilecek yatak kapasitesi var. İstanbul’a yılda 10 milyon turist giriyor ama bunların sadece 6 milyonu otellerde kalıyor. Dolayısıyla ortada bir otel enflasyonu var. Arz ve talep dengelenmeli. Anadolu’da yapılan yeni yatırımlardan ise memnuniyet duyuyoruz. Otel yatırımlarının dağılımındaki dengesizlik, kırılgan yapıdaki sektörümüzü olumsuz yönde etkiliyor. Bu olumsuzluğun önüne geçebilmek için mevcut teşvik sisteminin güncel gelişmeler ve sektörel realiteler doğrultusunda yenilenmesi zorunlu hale geliyor. İhtiyaçlar çerçevesinde uygulanacak doğru teşvikler sayesinde, yatırımlar yurt genelinde ihtiyaç duyulan bölgelere doğru yönlendirilirken, mevcutların da kârlı ve sağlıklı bir şekilde işletilmesi sağlanabilir.

Turizm Yatırım İzleme Kurulu kurulmalı

İstanbul ve Antalya’daki yatak arzı sektörü tehdit eder boyuta ulaştı. Ortaya çıkan tehlikenin önüne geçmek için, Ekonomi Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, sektör temsilcilerinin de içinde yer aldığı ‘Turizm Yatırım İzleme Kurulu’nu hayata geçirmesi gerekiyor. Bu kurulun, arz-talep dengesine uygun olarak, milli kaynakların daha verimli kullanılması için önemli bir görevi üstleneceğini düşünüyoruz.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.