ADNAN SOYASLAN: “DUVARA KONUŞMAK”

Turizm Röportajları 14 Şubat, 09:26'de eklendi

ADNAN SOYASLAN: “DUVARA KONUŞMAK”

Sektör tarafından tanınan başarılı turizm profesyoneli Adnan Soyaslan; “ Duvara konuşmak” başlıklı yazısı ile sektörü değerlendirdi.

Amerikan Ulusal Basketbol Ligi (NBA) Batı Konferans Finalleri’nin 4. Maçı.

Bir tarafta Los Angeles Lakers, diğer tarafta Sacramento Kings.

Maçın önemi büyük, zira Sacramento 2-1 önde ve maçı kazanırlarsa, kendi evlerinde yapacakları maçta finale çıkmaları kesin.

Takımların kadroları müthiş. Lakers tarafında efsane koç Phil Jackson,  Kobe Bryant, Shaquille O’Neal, Derec Fisher, Rick Fox, Robert Horry gibi All Star oyuncular.

Diğer tarafta, Rick Adelman yönetiminde, Sacramento Kings’in gelmiş geçmiş en iyi kadrosu.

Gururumuz Hidayet Türkoğlu, Vilade Divac, Peja Stojakovic, Chris Vebber ve Mike Bibby.

Maçın başlamasıyla birlikte ilk çeyrek Lakers adına tam bir kabus. Skor 40-20.

İlk çeyrek sonunda verilen iki dakika arada Phil Jackson moralsiz oyuncularını topluyor ve şöyle diyor.

“Arkadaşlar, 12 dakikada oluşan bu farkı yine 12 dakikada eritmeye uğraşırsanız, farkın daha fazla açılmasına neden olursunuz. Bu farkı önümüzdeki üç çeyrekte sistemli oyunumuzla yavaş yavaş kapatacağız.”

Gerçekten de, oluşan farkı ikinci çeyrekte  altı sayı, üçüncü çeyrekte yedi sayı ve dördüncü çeyrekte de sekiz sayı eritirler.

Dün gibi hatırladığım maçın trajik sonucu; Hidayet’in oynadığı takımın kaybetmesinin derin üzüntüsü ile birlikte 100-99 Lakers galibiyeti.

Bunu takiben Lakers finale çıktı ve finalde New Jersey Nets’i 4-0 gibi net bir skorla geçerek 3. Defa üst üste şampiyon oldular.

Şimdi bundan Türk usulü bir çıkarım yapalım.

“Kings’li oyuncular kazandıkları duygusuyla gevşemişlerdir.”

“Lakers’da Kobe ve Shaq var ağabey, yenerler tabii.”

“Hakemler kesin Lakers’a çalışmıştır.”

Ne komik değil mi?

Başımıza ne gelirse gelsin,  durumdan ders çıkarmak ya da disiplinli bir strateji ile planlama yapmak ve bunu sabırla uygulamak yerine, suçu kimin üzerine atarız diye günah keçisi aramaya yöneliriz.

Şimdi soracaksınız; “Bize bu hikayeyi neden anlattın?”

Gelelim gündemin konusuna;

2015 itibariyle yaşadığımız üç yıllık gelir kayıplarını nasıl kapatırız?

Bir senede 2014’ü yakalayabilir miyiz?

Yapılan fiyat artışları doğru mu?

Güncel piyasa koşullarını inceleyip, başrol oyuncuları ile görüşmelerimden ortaya çıkan tabloda, bu iki sorunun cevabının genelde Türk usulü çözümlerle cevaplandığını görüyorum.

Tüm sektöre haksızlık etmek niyetinde de değilim. Krizleri her şeye rağmen doğru yönetebilenleri burada ayrı bir yerde tutmak gerekir.

Ancak genele bakıldığında, Lakers, maçı daha büyük farkla kaybedecek gibi görünüyor. Zira mevcut çözümler, olası bir duraklama periyodunda daha büyük paniklere ve farklara yol açabilir.

Umarım ben haksız çıkarım demek istiyorum, ama görünen köy de kılavuz istemiyor.

Ben çözümü yukarıdaki yaşanmış maçı bir metafor olarak kullanarak anlattım. İsteyen çıkarımlarını yapar, isteyen kendi Türk usulü (şu anda hayata geçmiş olan) çözümlerini uygular.

Burada bir soru daha var. “Geçen sezonlarda çok fazla kriz yönetimi!!! yaptık. Bu farkları telafi etmese miydik?”

Bunu daha önce defalarca yazdım. Tekrar kısaca anlatmam gerekirse; Kriz yönetimlerimizi (tek bildiğimiz fiyat indirimlerini) bu kadar keskin yapmasaydık, çözümlerimizi de (fiyat artışlarını) bu kadar keskin yapmak zorunda kalmazdık.

Kerameti kendinden menkul bir takım profesyoneller ve mal sahipleri, kendilerini Kobe ve Shaq yerine koyarak, biz krizi iyi yönettik, iyi oynadık, biz Süper Star’larız diyeceklerdir. Eğer kriz yönetimlerini yukarıda anlattığım gibi sistematik ve sabırlı bir strateji ile yaptılar ise söylenecek bir şey yok. Ancak şapkadan tavşan çıkardıklarını zannediyorlarsa, burada bir özlü söz daha söylemek gerekir. “Durmuş saat bile günde iki kez doğru zamanı gösterir.”

Şimdi geçmiş yazılarımdan ve gerçeği net görebilen birkaç duayen insanın yorumlarından bahsetmek yerine, bir hikaye anlatmak istiyorum. Zira aynı şeyleri tekrar etmek beni fazlasıyla yoruyor.

Kudüs’teki ünlü ağlama duvarında (bu duvar yaygın olarak, eski Süleyman Mabedi’nin ayakta kalan orijinal duvarı olduğu sanılmakla birlikte, daha sonra Kral Herod tarafından yapılmış olan tapınağın Batı duvarıdır) dua eden insanlarla röportaj yapmak için giden bir televizyon ekibi, dua eden yaşlı bir adamın yanına gelir.

Efendim, buraya ne zamandır gelirsiniz?

Adam; 40 yıldır diye cevap verir.

Peki; ne için dua edersiniz?

Adam; İnsanlığın barış ve mutluluğu, Dünya’da açlık ve hastalığın olmaması, savaşların bitmesi için dua ederim der.

Peki; bu dualarınızın faydasını gördüğünüzü düşünüyor musunuz diye sorunca, adam anlamsızca spikerin yüzüne bakar ve şöyle cevap verir.

“BAZEN DUVARA KONUŞUYORMUŞUM GİBİ GELİYOR…”

Kıssadan hisse.

Sevgiyle kalın.

A.Adnan SOYASLAN

 

 

Yorumlar

Yazıya 1 yorum yapılmış. Sen de fikrini paylaş!

Gokhan kurtman 18 Şubat 2019

Bende kendi mi duvarla konusur hissetmistim seninle konusmayi denerken.