We-Flytour-GM-Banner-Animation
atf_banner-02
Anasayfa Güncel Tadın, Tarihin, Tanrının İzleri: HATAY

Tadın, Tarihin, Tanrının İzleri: HATAY

GM TURİZM VE YÖNETİM DERGİSİ

Türkiye’nin ilk ve tek Turizm ve Yönetim Dergisi GM (General Management)’ın geçmişi, online portalımız öncesinde 17 yılla dayanmaktadır. Yayın hayatına 2004 yılında başlayan GM, günümüze kadar varlığını sürdürmektedir.

Beste Güçer

Medeniyetler şehri, verimli topraklarıyla Anadolu’nun gözbebeği, üç büyük dinin huzurunu ve bereketini içinde barındıran, Mustafa Kemal’in şahsi meselesi, Türkiye’nin kadim şehri Hatay…

Hatay bir insan suretine bürünseydi bir anne olurdu. Esmer, tertemiz yüzü ve kocaman gözleriyle, akılalmaz hoşgörüsüyle, mahlep ile birleşen ten kokusuyla, her şeyin üstesinden gelebilen, her durumda seni bağrına basan, kızıl elbiseli, heybetli bir anne hissi; Hatay…

Bu şehrin turizmin önemli destinasyonlarından olmasına şaşmamak gerekiyor. Tarihten bugüne Hatay, gelirinin önemli bir kısmını turizm sektörü ile karşılamış. Yemekleri, çeşit çeşit baharatları, sabunları, pekmezi-balı, tuzlu yoğurdu, peynirleri ve daha nicesi ile Hatay ziyaretçilerine hem bir ziyafet yaşatıyor hem de tarihin izlerini sergiliyor.

Hepimizin boğazında bir yumru olarak kalan deprem felaketinde şehir, ruhen ve fiziken büyük bir yıkım yaşadı. Hatay’ın ekonomik olarak ayağa kalkması, Hataylıların ve dolayısıyla tüm Türkiye’nin toparlanabilmesi için bu şehrin en büyük ilaçlarından biri TURİZM…

Bu Hissin Sebebi: Tarih

Hatay’ın turizm kültürü çok eskilere dayanıyor. Öyle ki; camii, kilise, külliye, mağara, manastır ve daha nice eşsiz yapıyı içinde barındırıyor bu şehir.

Hatay’a giden ziyaretçiler tarafından oldukça beğenilen Titus Tüneli, yerli ve yabancı turistlerin odak noktalarından biri. Yapımının yüzyılı aşkın sürdüğü düşünüldüğünde bile başlı başına bir tarih yolculuğunu hafızalara kazıyor. Bu tünel, kadim şehri sel ve taşkınlardan korumak için açılmış. Tünelin deniz tarafında ise ziyaretçileri kaya mezarları bekliyor. Kaya mezarları arasında en büyük çukur olan Beşikli Mağara da diğer mezarlara göre farklı bir tarzda yapıldığı için dikkat çekiyor.

Antakya günümüzde Hatay’ın en büyük ilçesi olarak biliniyor. Antakya ve çevresini kapsayan bölgede Kalkolitik Çağda bile yerleşim olduğu biliniyor. Arkeologlar tarafından vazgeçilmez bir nokta olan yöre, savaşlara da tanıklık etmiş. Ahenkli bir melodiyi andıran atmosferiyle sokaklar turistleri adeta film setinde gibi hissettiriyor.

Türkiye’deki son Ermeni köyü olan Vakıflı Köyü ya da Vakıfköy, Hatay’a gelen turistlerin uğrak noktası. Bu küçük köy ziyaretçiler tarafından tam not alıyor. Taş evleri, hala yaşayan gelenekleri ve halkı ile Vakıflı Köyü, Hatay’a giden herkesin görmek istediği, muhafaza edilebilmiş önemli bir yer.

Hatay’ın, böylesine tarih kokan bir şehre yakışan bir müzesi bulunuyor. Hatay Arkeoloji Müzesi her yıl binlerce insanı sergilenen eserleriyle büyülüyor. Dünyanın en büyük mozaikleri bu müzede sergileniyor. Heykeller, yazıtlar, mozaikler, seramik ve cam eserlerin yanında para koleksiyonu bakımından da dünyada oldukça ünlü bir müze. Bir çok tarih ve arkeoloji meraklısı sadece Hatay Arkeoloji Müzesi için bölgeyi ziyaret ediyor.

“Arkeolojik Alana İliştirilmiş Bir Yapı”

“Sokaklarında gezerken kendinizi bir açık hava müzesinde gibi hissediyorsunuz” bunu Hatay için yapılan bir yorumda okudum. Bu hissi karşılıksız bırakmayan bir de oteli var Hatay’ın. Dünyaca ünlü The Museum Hotel Antakya’yı mutlaka duymuşsunuzdur. Bu otel, hem devasa bir müze hem de harika mimariye sahip bir otel. Asfuroğlu Ailesi, otelin yapımına başladığında böyle bir yapı projelendirmemişlerdi. Fakat temeli atmak istediklerinde ortaya çıkan sürpriz herkesi şaşırttı. Otelin temeli tarihi kalıntılarla doluydu. Türk turizmine katkı sağlama ve tarihimizi koruma vizyonuyla hareket eden yöneticiler hemen uygun mimari ekibin arayışına geçti. Otelin mimari ekibinin başında olan Emre Arolat, burayı “Arkeolojik alana iliştirilmiş bir yapı” olarak tanımlıyor. Dünyanın en büyük tek parça zemin mozaiği bu otelin zemininde özenle sergileniyor. Eserler titizlikle otel ziyaretçilerinin beğenisine sunuluyor. Hatay turizmi için önemli bir yere sahip olan bu otel her yıl yüzlerce misafiri ağırlamaya devam ediyor.

Fırsatı Görelim, İnanç Turizmini Güçlendirelim

3 büyük dine ev sahipliği yapan Hatay’da din turizmi potansiyeli oldukça yüksek. Türkiye’nin ilk camisine ve Hristiyanlık tarihinin ilk klişelerinden birine aynı topraklar kucak açıyor. Böyle bir şehir olmak, ancak Hatay’ın baş edebileceği bir manevi ağırlık olmalı diye düşünmeden edemiyorum. Bu yoğun huzuru ve tarihin tılsımlarını, kadim şehirdeki dini yapılarda duymak mümkün. İncil’in satırlarında, mitolojik hikayelerde, tarih notlarının derinliklerinde, Hatay hep var…

Türkiye sınırları içerisinde inşaa edilen ilk camii Hatay’ın himayesinde, bunu biliyor muydunuz? Türkiye’nin ilk camisi… Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan Neccar adına yapılan, Habib-i Neccar Camisi, hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için özel bir yapı olarak büyük ilgi görüyor. Caminin çevresinde ziyaret edilebilecek türbeler de bulunuyor. Kahramanmaraş merkezli depremlerde bir bölümü yıkılan Habib-i Neccar Cami‘nin restorasyonu için Konya Büyükşehir Belediyesi yetki aldı.

St Pierre Kilisesi veya Aziz Petrus Kilisesi ise Hristiyanlar için özel bir yere sahip. Hristiyanların ilk gizli toplantılarını yaptığı mağara, ilk kiliselerden biri olarak kabul edilmiş. İncil’de; Antakya’da Hristiyanlığın yayılması için çalışmalar yürütüldüğü ve bu dini kabul edenlere “Hristiyan” denmesine karar verildiği yazıyor. Buraya yapılan turlar, Hristiyanlık inancına sahip insanlarda derin izler bırakıyor.

Hz. Hıdır Türbesi de inancın anahtar konumlarından bir tanesi; inanışa göre Hz. Musa ve Hz. Hızır’ın bu bölgede buluştuğu söyleniyor. Duaların edildiği, ibadetin yapıldığı, kutsal bir yer olarak kabul edilen türbede ayrıca, Hz. Hızır’ın mezarı bulunuyor.
6. Yüzyılda, 480 rakımlı bir tepede, 45 inzivada yaşamış St. Simon… Yine Hristiyanlar için özel bir değere sahip bu yapı. Erken Hristiyanlığın hac merkezi olarak bilinen St Simon Manastırı’nda kesme taşlarla yapılan haç işaretlerini ya da oyulmuş kayaları görmek mümkün. Hem manzara hem de manevi his olarak Hatay’da inanç turizminin yapıldığı, mutlaka ziyaret edilen konumlardan biri.

Hatay’a Mimar Sinan Dokunuşu

Sari Selim Camii, Payas Sokullu Külliyesi ile Belen Kanuni Külliyesi; Mimar Sinan’ın Hatay’a üflediği ve ruhunu bir esinti gibi şehirde gezdirmesini sağlayan eserler.

Bahçesinde meyve veren dünyanın en yaşlı ağacını bulunduran Sarı Selim Camii, yaşanan felakette depremzedeleri kucaklayan Payas Sokullu Külliyesi ile Belen Kanuni Külliyesi… Mimar Sinan’ın ölümsüz eserleri Hataylılara depremden sonra ev sahipliği yaptı. Bu zor süreçten sonra da gidenlerin muhakkak uğradığı mimari harikalar olarak yaşamaya devam ediyor.

Tarihimizi Kurtarmalıyız

Ne yazık ki önemli tarihi yapılardan yıkılan ya da büyük zarar görenler de oldu. Aziz Pavlus Ortodoks Kilisesi 1872 depreminde yıkılmış, 1900’de onarılıp tekrar ibarete açılmıştı ancak yaşadığımız büyük depremde ayakta kalamadı. Tarihi 1500’lü yıllara dayanan Mar Yuhanna Rum Ortadoks Kilisesi de depremde büyük hasar aldı. Tarihine, ruhuna ve dokusuna uygun şekilde restore edilmeyi bekliyor. Hatay’daki Fransızlar döneminde elçilik ve Fransız Bankası olarak kullanılan Antakya Protestan Kilisesi, 2000 yılında Protestan Kilisesi olarak tanındı. Kilise, 6 Şubat’taki depreme ne yazık ki dayanamadı.

Din ve inanç turizmi şehirlerin hatta ülkelerin önemli bir potansiyeli. Şansımız o ki; bu turizmi çok çalışarak, bir şeyler katarak hayata geçirmek mümkün değil. İnanç turizmi için tarih gerekir, yaşanmışlık ve izler gerekir. Hatay’ın sokaklarını gezerken dahi hissedilen manevi tatmin din turizmi için önemli bir kapıyı aralıyor. Ülkemizde birçok dinin kuruluşuna ya da dönüm noktalarına tanıklık eden tarihi yapılar Hatay’da bulunuyor. Bunların hepsi göz önünde bulundurulduğunda dört bir yanından bereket akan bir şehir için herkes üstüne düşeni yapmalı. Hatay turizmle ayağa kalkacak, unutmayalım…

Sahil Turizmi İçin Yine Hatay

Hatay’ın Arsuz, Samandağ, Payas, Dörtyol ve Erzin ilçeleri tüm bu güzelliklerinin yanında sahiliyle de kendine hayran bırakıyor.

Akdeniz’in en uzun kumsallarından biri olan Çevlik Plajı, tertemiz denizi ve ince kumlu plajı ile Arsuz Hatay Plajı, Türkiye’nin en büyük üçüncü limanı olan İskenderun Limanı, Hatay’ın en kuzeyinde bulunan Burnaz Plajı; sahil şeridini kaplıyor. Bu bölgelerde denizin tadını çıkarabileceğiniz butik oteller ve müthiş dekore edilmiş konak otelleri var.

Aşkın Şehri: ‘Bu Şehir Özel’

Hatay’ın derinliklerine indiğinizde fark edeceksiniz, bu şehir özel. Bu verimli toprakların, bu manevi huzurun, bu tarihi seçilmişliğin bir anlamı var. Mitolojik bir hikayesi de olmazsa olmazdı. Hatay’ın Harbiye Beldesinde geçen anlatıya göre, Daphne ve Apollon aşkı bu topraklarda nihayete kavuşmuş. Zeus’un oğlu Apollon, güzeller güzeli Daphne’ye aşık olup onun peşinden koşmuş fakat Daphne bu aşka bir karşılık vermemiş. Apollon Daphne’nin peşinden koşarken Daphne yorulmuş ve durmuş. Toprağı kazıyarak yardım dilemiş. Daphne’nin yalvarışı toprak ana tarafından duyulmuş, Daphne’nin narin vücudu, bir ağaca dönüşmüş. Apollon ağacı kucaklayıp Daphne’nin kalbini hissetmiş. Ona olan sevgisini ve aşkını anlatmış. Daphne de dallarını Apollon’a doğru eğerek ona saygısını anlatmış. Apollon Daphne’ye, bundan sonra isimlerinin yan yana anılacağını ve yapraklarından yaptığı taçla süsleneceğini söylemiş. Daphne’nin gözyaşlarının oluşturduğu şelaleler bugün Harbiye beldesinde tüm ihtişamıyla akıyor.

Hatay Turizminin Turizmcilere İhtiyacı Var

Tarihi ve doğal güzellikleri, gastronomisi, din turizmi, sağlık ve termal turizmi ile farklı fırsatlar sunan Hatay’ın daha yüksek kapasite ve doğru projelerin hayata geçmesi ile ülke turizmine katkı sağlayacağı açık. Hatay’da kültür turları yapmak, belki şehrin ekonomisine katkı sağlamak amacıyla özel festivaller düzenlemek, gastronomisi ön plana çıkaracak etkinlikler yapmak Türk turizmine ve Hatay’a faydalı olacak. Bu projelerin hayata geçmesi için önce farkında olmalıyız.

Deprem sürecinde turimcilerimiz yaraların sarılması için canla başla çalıştı. Hatay’ın turizmcilere ihtiyacı vardı. Şehri tekrar ayağa kaldırmak için Hatay’ın hala turizmcilere ihtiyacı var. Farkında olup, proje üretip; bu kadim şehrin bize verdiklerini, değerini keşfedelim, sunalım, tanıtalım…

Depremlerin ardından…

Kahramanmaraş merkezli depremlerde birçok tarihi ve kültürel yapı ile içerisindeki bazı eserler de zarar görmüştü. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nce, toplam 10 ilde 5 ayrı ekip ve 173 uzmanın katılımıyla ağır hasar gören tarihi yapılardaki nitelikli malzemelerin, enkazdan ayıklanarak koruma altına aldı.

Enkazda tespiti, tasnifi, temizleme ve belgeleme çalışmaları yapılan eserler, envanter kayıtları tutularak müzelere ve geçici kazı evi depolarına nakledildi.

Hatay’da Enkazdan 265 Eser Kurtarıldı

Hatay’daki çalışmalarda 23 cami, 8 mescit, 3 kilise, 3 hamam, 3 kamu binası, 5 türbe ve 8 çeşme, 10 konut olmak üzere toplamda 63 tescilli taşınmaz üzerinde ön hazırlık, keşif ve enkazdan eser ayıklama çalışması gerçekleştirildi.

21 kitabe, 18 litürjik malzeme, 13 ikona, 7 bezemeli mimari parça, 6 seramik, 2 kandil, 1 Osmanlı arması, 1 metal haç, 7 el yazması mukaddes kitap, 185 dini kitap, 2 kapı tokmağı ve 1’er adet ahşap kapı kanadı ile sikke olmak üzere toplamda 265 eser enkazdan çıkartılarak koruma altına alındı.

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Gökhan Yazgı, depremin yaşandığı illerde Afet Kazı Başkanlığı kurulduğunu, uzman ekiplerin yıkılmış tescilli yapılarda kazı çalışmaları yürüttüklerini söyledi.
Yazgı, “Restorasyon ve konstrüksiyon sürecinde kullanılacak mimari yapı unsurları ayrılıp sonrasında restorasyona başlanıyor” dedi.

Her Biri Hatay’ın Gözbebeği

Hatay depremlerinde birçok tarihi ve turistik yapı zarar gördü. Hepsi hem Türkiye hem de Hatay için ayrı ayrı büyük bir değer olan; Bayezid-i Bestami Türbesi, Antakya Rum Ortodoks Kilisesi, Sarımiye Camii, İskenderun Latin Katolik Kilisesi, Hatay Ulu Camii, Hatay Meclisi ve Tarihi Antakya Evleri deprem felaketinin yıkıcılığına direnemedi. Bu yapılar için çalışmalar sürüyor.

Bu yazı GM Turizm ve Yönetim Dergisi’nin 161’inci sayısında yayımlanmıştır. Dergi görünümü için buraya tıklayabilirsiniz.

Yorum Yaz