TURİZMCİYE ACİL EYLEM PLANI

Kurtulmuş: Türkiye'yi maceraya atamayız

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Rusya’dan gelecek turistlerin ve son zamanlarda özellikle birtakım çevrelerin Türkiye üzerine yapmış olduğu algı operasyonları neticesinde, turizm sektöründe bu yıl yaşanacak olası olumsuz etkilerin, sektörü etkilememesi için neler yapılacak, bunlarla ilgili 11 maddelik bir eylem planı hazırlandı” dedi.

Kurtulmuş, Çankaya Köşkü’nde Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısı devam ederken, gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Bu haftaki Bakanlar Kurulu’nda ilk sunumu Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’ın yaptığını aktaran Kurtulmuş, özellikle turizm mevsiminin yaklaştığı şu günlerde turizm sektörünün genel taleplerinin uzunca bir süredir bakanlar arasındaki koordinasyon toplantılarında değerlendirildiğini vurguladı.

Bunun sonucunda “Turizm Acil Eylem Planı” paketinin Bakanlar Kurulun’a sunulduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Bu paketin üzerinde tartışmalar, Bakanlar Kurulumuzda da yapıldı. Buradaki temel husus, özellikle Rusya’dan gelecek turistlerin ve son zamanlarda özellikle bir takım çevrelerin Türkiye üzerine yapmış olduğu algı operasyonları neticesinde, turizm sektöründe bu yıl yaşanacak olası olumsuz etkilerin, sektörü etkilememesi için neler yapılacak, bunlarla ilgili 11 maddelik bir eylem planı hazırlandı. Bu planın teferruatını önümüzdeki pazartesi günü Sayın Başbakanımız sektörün temsilcileriyle yapacağı toplantıda ayrıntılı bir şekilde ele alacaklar ve kamuoyuyla paylaşacaklar. Uçuş başına destek bunlardan birisiydi. Bu daha önceki süreçte de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleştirildi. Burada alınan tedbirler acil tedbirlerdir. Yoksa turizm sektörünün yapısal anlamda bir dönüşüm için nelere ihtiyacı var, bu daha uzun dönemli ve gerçekten üzerinde uzun uzun çalışılacak bir meseledir. Bununla ilgili olarak da Kültür ve Turizm Bakanlığımız çalışmalarını sürdürmektedir ancak acil olarak bu süre içerisinde vatandaşlarımızın, turizm sektörümüzün zarar görmemesi için ciddi bir şekilde çaba sarf edilecektir. İnşallah bu seneyi de bundan sonraki seneleri de hasarsız bir şekilde atlatacağız diye ümit ediyoruz.”

– Kentsel dönüşüm süreci

Toplantıda ikinci sunumun Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı tarafından yapıldığını aktaran Kurtulmuş, burada özellikle iki konunun ele alındığını söyledi.

Kurtulmuş, bunlardan birincisinin hükümetin reform adımlarından birisi olan kentsel dönüşüm çerçevesinde, özellikle izinsiz yapılarda elektrik, su ve doğalgaz bağlanmasıyla ilgili olarak gelişmenin kentsel dönüşüm çerçevesinde ele alınması olduğunu belirtti.

Kurtulmuş, şu ifadelere yer verdi:

“Buradan kastımız şudur, zaten var olan, özellikle 1 Kasım 2015 öncesinde yapılmış olan binaların elektrik, su ve doğalgazların bağlanması kentsel dönüşüm çerçevesindedir. Kentsel dönüşüm süreci içerisinde bu binaların sahiplerinin muvafakatlerinin alınması şartına bağlanmıştır. Böylece birçok yerde vatandaşlar tarafından gelen bir talebin çok yoğun talebin de karşılanması sağlanacak ama esas itibarıyla bu kaçak yapıları, izinsiz yapıları özendirmek yerine zaten var olan bu yapılar kentsel dönüşüm kapsamına alınarak 5 yıl süreyse bunların geçici su, elektrik, su ve doğalgaz aboneliğinin sağlanmasını, eğer bu süre içerisinde kentsel dönüşüm sonuçlandırılmazsa, bir 5 yıl daha bu sürenin uzatılmasını öngören bir tasarıdır. Üzerinde uzun detaylı bir şekilde konuşulmuştur. Çok titiz bir çalışmanın ürünüdür. İnşallah Türkiye’nin bundan sonraki süreçte önemli reform adımlarından birisi olan kentsel dönüşüme de katkıda bulunacaktır.”

Çevre ve Şehircilik Bakanlığını ilgilendiren önemli gelişmelerden birisinin de “birlik, huzur ve demokrasi eylem planı”nın parçası olarak özellikle terörden arındırılmış olan ilçe ve şehirlerde, fiziki anlamda yeniden imar ve inşasını sağlayacak adımların atılması olduğunu aktaran Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“Her hafta sonu bakan arkadaşlarımız bölgede faaliyetlerini sürdürüyorlar, kendi bakanlıklarıyla ilgili olarak. Geçtiğimiz hafta sonu da 6 bakan arkadaşımız bölgedeki şehirlerde ve ilçelerde çalışmalarını sürdürdü. Ayrıca birlik, huzur ve demokrasi eylem planımızın bir gereği olarak sürekli olarak bakanlar arasında koordinasyon çalışmasını yürütüyoruz. Ayrıca ilgili bürokrat arkadaşlarımız da bu çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu çerçevede terörden arındırılmış olan Silopi ilçemizde riskli alanların tespit edilmesi ve bu çerçevede de çok detaylı son derece titiz bir çalışma Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından tamamlanmıştır. Burada yapı stokunun yenilenmesi ve bu anlamda sağlıksız yapıların kalitesinin düzeltilmesi perspektifiyle çok ciddi bir kentsel dönüşüm planı uygulamaya konulacaktır.”

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine getirilmesi gereken konu, daha dün Azez bölgesinde hastaneye, sivil bölgelere yapılan saldırı, savaş alanında korunması gereken, ortak olarak savunulması gereken alanlara yapılan saldırıların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine taşınmasıdır” dedi.

Kurtulmuş, Çankaya Köşkü’nde, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısı devam ederken gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Kurtulmuş, Silopi’de 7 bin 600 binanın bulunduğunu, bu binalardan sadece 400’ünün ağır hasarlı olduğunu, diğer binaların da bir kısmında hasar olduğunu söyledi.

Söz konusu çalışmanın, “terör sonrası Silopi’yi düzenleme” faaliyetinin ötesinde oradaki yapı stokunu sağlıklı hale getirmek, bütünüyle Silopi’de yeni bir şehirleşme anlayışının ortaya konulması bakımından örnek teşkil edeceğini ifade eden Kurtulmuş, bu çerçevede yerinde yapılan çalışmaları değerlendirdiklerini belirtti.

Kurtulmuş, Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nın da Bakanlar Kurulunda gündeme geldiğini, Türkiye’de bilirkişilik müessesesinin uzun yıllardır eleştirildiğini ifade etti.

Bu müessesenin bir yapıya sahip olmadığını, müstakil bir organizasyon içinde yer almadığını vurgulayan Kurtulmuş, “Bilirkişilikle ilgili olarak da müstakil bilirkişilik yasası bulunmamaktadır. Bu büyük bir ihtiyaçtır. Uzunca yıllar hukuk çevrelerince dile getiriliyordu. Bununla ilgili Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın detaylı bir sunumu oldu. Uzun hazırlıklar sonucu olarak bilirkişilik müessesesinin tanımı, kurumsal yapılanması günün şartlarına, devletin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde yapıldı. Bu çerçevede kurumsal yapı içinde bir danışma kurulu… Çeşitli meslek grupları tarafından HSYK, Yargıtay, Danıştay, ilgili bütün birimlerin de içinde olacağı ve oralardan gelecek, seçilmiş kişiler vasıtasıyla 25 kişiden oluşacak bir bilirkişilik danışma kurulu olacak. Ayrıca bu kurulun sekretaryası mahiyetinde Adalet Bakanlığı bünyesinde bilirkişilik daire başkanlığı oluşacak. Bu tabiri caiz ise tam manasıyla bu işleyişin sekreteryasını yürütecek bir kurum olacak” diye konuştu.

Kurtulmuş, ayrıca 15 bölgede de bilirkişilik bölge kurulları oluşturulacağını, bu kurulların bölgelerde de müstakil olarak bilirkişilik müessesesinin yürütülmesine vesile olacağını dile getirdi.

Türkiye’de bilirkişilik alanındaki son derece çarpık uygulamalardan adalet çevrelerinin uzunca zamandır şikayetçi olduğunu anımsatan Kurtulmuş, “Bir bilirkişiye düşen binlerce dosyanın olduğunu biliyoruz. Neredeyse okumadan dosyaların imzalanabileceği kadar vaktin kendilerine kaldığını biliyoruz. Çok lüzumsuz konularda bu merciye başvurulduğunu biliyoruz. Bu konu, bütün bunları geride bırakacak ve Türkiye’de hukuk sistemimizin reform adımlarından birisi olacak hususların başında geliyor. Bu da hükümetimizin reform paketi içinde ele aldığı konulardan birisi” diye konuştu.

Kurtulmuş, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan’ın da devam etmekte olan reform paketleriyle ilgili Bakanlar Kuruluna sunum gerçekleştirdiğini dile getirdi.

– Suriye’deki gelişmeler

Bütün kamuoyunu ilgilendiren konulardan birinin de Suriye’deki gelişmeler olduğunu aktaran Kurtulmuş, Suriye’deki iç savaşın “vekalet savaşları” ve neredeyse dünyanın bütün silahlı güçlerinin devreye girdiği bölgesel savaş noktasına geldiğini vurguladı.

Kurtulmuş burada herkesin çok titiz davranması gerektiğine dikkati çekerek, “Türkiye 911 kilometrelik sınırıyla bize yakın bölgelerde olan her konuyu yakın takip etmektedir. Ta uzaklardan gelip bu bölgenin içişlerine karışanlar için belki bölgedeki gelişmeler, kendi küresel ve bölgesel güç denklemlerinden alacakları payla ilgili bir husus olabilir. Suriye topraklarında ortaya çıkan her gelişme neredeyse Türkiye ile ilgili bir ulusal güvenlik ve ulusal çıkar meselesi. Dolayısıyla Türkiye’nin buradaki gelişmeleri yakınen takip etmesi ve her türlü tedbiri alması Türkiye’nin ulusal egemenliğinin gereğidir. Orada gerçekten bir an evvel bir barış sürecinin ortaya konulmasını ve daha fazla masum kanının akmamasını istiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

– “Alenen bir katliam havasına dönmüş, bir savaş suçu…”

Kalkan uçaklarla maalesef Suriye’de sivillerin vurulduğunu dile getiren Kurtulmuş, Rusya’nın şimdiye kadar 5 bini aşkın sorti yaptığını, bunlardan yüzde 90’ından fazlasının Suriye’deki sivil mevzilere ya da ılımlı özgürlük güçlerine, sadece yüzde 10’luk kısmının ise DAEŞ mevzilerine atılan bombalar olduğunu aktardı.

“Rusya’nın uçaklarıyla Suriye’de yapmış olduğu saldırıların artık alenen bir katliam havasına dönmüş, alenen bir savaş suçu niteliğine bürünmüştür. Bunun için bütün dünyadan, Suriye’de barışı isteyen bütün unsurlardan, Rusya’nın bu saldırgan tavrına karşı sesini yükseltmelerini talep ediyoruz” diyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“Türkiye’ye, Suriye sınırları içinden PYD ve IŞİD unsurları tarafından yapılan saldırıların ve açılan ateşlerin hepsine Türkiye’nin karşılık vermiş olması da gerçekten Türkiye’nin ulusal çıkarlarının korumasının bir gereğidir. Şimdi Türkiye’nin kendisine karşı saldırgan tutum sergileyen gruplara karşı kendisini koruma sorumluluğunu yerine getirmesini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine şikayet etmesi çok anlaşılabilir bir tavır değildir. Esasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine getirilmesi gereken konu, daha dün Azez bölgesinde hastaneye, sivil bölgelere yapılan saldırı, savaş alanında korunması gereken, ortak olarak savunması gereken alanlara yapılan saldırıların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine taşınmasıdır. Ama maalesef bizim yıllardır söylediğimiz BM Güvenlik Konseyi öyle bir yer ki kimin gücü, kimin orada bir etkisi varsa onun sözünün geçtiği bir yer. Onun için BM Güvenlik Konseyi ne Suriye krizini çözebiliyor ne Ukrayna ne de dünyanın herhangi bir yerindeki başka bir krizi çözebiliyor. Esas beklediğimiz BM Güvenlik Konseyinin bu tür insanlık ve savaş suçlarına karşı gerçekten sesini yükseltebilir noktaya gelmesidir. Üzülerek ifade ediyorum BM sadece temennide bulunan bir uluslararası kuruluş haline düşürülmüştür.

‘Göçmen meselesi’ diyorsunuz, ‘Göçmen meselesinin önlenmesini temenni ederiz’ diyor. ‘Suriye savaşını önleyin’ diyorsunuz, ‘Suriye savaşının bitmesini temenni ederiz’ diyor. ‘Ukrayna krizini çözün’ diyoruz, ‘Çözülmesini temenni ederiz’ diyor. Burada BM’nin de itibarını korumak bütün BM’yi oluşturan milletlerin de ortak sorumluluğudur.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here